Abaza Halkının Kaderinde İslam

Diasporanın oluşumu

19.yüzyılının ikinci yarısında din faktörü nedeniyle birçok Abaza Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına göç etmiştir. Bugün en büyük Abaza diasporası Türkiye topraklarında yaşamaktadır. Etnik grupların küçük yerleşim yerlerinde yaşamaları, Abazaların ana dilini ve geleneksel kültürünü bugüne kadar korumalarında önemli bir etken olmuştur. Abazaların yurtdışı diasporasının bütünleşme sürecinde İslam faktörünün olumlu bir etkisi olsa da bir dereceye kadar ayrılmış bir halk fenomeninin ortaya çıkmasının sebebi olmuştur.

Rusya İmparatorluğunun iktidarının Kafkasya’ya gelmesinden sonra Kafkasya’nın müslüman halklarının arasında Hac amacıyla yurtdışına giden sayısı artmıştı. Aslında Kafkasya sınırlarını bırakıp aynı dini inançları olan bir ülkeye taşınmak için yurtdışına çıkılırdı. Rusya’nın müslüman halklara, Osmanlı İmparatorluğu’na taşınma hakkını vereceği konusunda duyumlar çoğaldı. Abazalarla Kuban Nogayları, Mekke’yi ziyaret etmek için başvuran ilk halklardı. Dokümanlarda belirtildiği gibi “Kafkasya’dan temelli taşınmak için geldiler; yola çıkarken neredeyse bedavaya tüm eşyalarını sattılar”. Onları takip eden Stavropol Bölgesinin müslüman halklarından bazıları, daha sonra Kabardalar ile Çeçenler ve daha da sonra Dağıstan’lılar oldu.
Müslümanlar, dini sebeplerle yapılacak ziyaret için bir yıllık pasaport aldılar; pasaportlarında sınırları geçerken mühür vurulacaktı. Bir sonraki olaylara bakılırsa, Hacca giden olmadı. Türkiye’ye ulaştıktan sonra yerli makamlardan ikamet onayını alan göçmenler ülkeye yerleşmeye çalıştılar.
1859 yılında Pyatigorye bölgesi, Kuma bölgesi ve diğer bölgelerde oturan müslümanlar toplu bir şekilde göçmek için taleplerini sundular. Stavropol bölgesi başkanı, “buraya Rus çiftçileri, ya da… Kafkasya Hattı Kazak Ordusundan kazakları yerleştirebiliriz” diyerek bu durumun Rusya için olumlu olacağında ısrar etmişti. Müslümanların göç etme talebini reddetmek anlamsız olurdu. Bu durumda kaçak vakaları ile hukukun ihlal vakaları çoğalacaktı.
Rus Ordusu Komutanlığı ile Dış İşleri Bakanlığının arasındaki yazışmalara göre vaadedilmiş şartları görmeyen, memleket hasretini çeken ve “umutları yıkılan bu halklar, memleketlerine dönmek için tüm yöntemleri denemeye hazırlardı”.
Kafkasya halklarının Hac gezileri, Rusya iktidarından olumsuz bir tepki aldı. 1843 yılında Savaş Bakanı, Ayrı Kafkasya Kolordusunun komutanına “İmparatorumuz, kendi dinin ibadetine giden müslümanların döndükten sonra burada oturan müslümanları bizim açımızdan olumsuz etkilediklerinden dolayı, Mekke ve Medine gezilerinin farklı bahaneleri ile iptal edilmesine karar vermiştir”, diyerek ilgili talimatları verdi.

1850 yılında o dönemde Kafkasya Valisi olan Mihail Semenoviç Vorontsov, Transkafkasya Askeri Valileri için gizli bir emir mektubunu yazdıktan sonra 1852 yılında Stavropol Bölgesinin Sivil Valisine “Hacca gitmek isteyen müslümanlara yurtdışı pasaportlarını verirken çok seçici olmasını” talep eden bir talimat gönderdi.
Yurtdışına giden müslümanların teminat dokümanını vermeleri şart oldu. Kafkasya’da kalan ailenin aile reisi yurtdışındayken ailesinin hiç bir şeye ihtiyacı olmayacağını temin etmeleri gerekti. Bu tür tedbirlerle müslümanların Osman İmparatorluğu’na toplu göç sürecinin durdurulması bekleniyordu. 1852 yılında Kafkasya Hattı Başkomutanı tarafından yazılan emir mektubunda “barış içinde yaşayan halkların” bu tür gezilere gitmelerini engellemek için birçok mazeret örneği vardı. İnat yapanların (teminat vermek istemeyenler) yurtdışına çıkmaları yasaklandı.
1856 yılında Türkiye ile savaşın bitiminde Kafkasya halklarının toplu Türkiye göç süreci başladı. Bu nedenle Kafkas Ordusu Genelkurmayı, gizli talimatları yayınladı. İktidarın yerli temsilcilerine, “Türkiye’ye göç etme taleplerinin red edilmesi gerektiğini, bunun devlet yasalarına aykırı olduğunu ve diğer ülkelerin vatandaşlığını alanlara vatan haini olarak davranılacağı” ile ilgili talimatlar verildi. Ayrıca bu durumda onlara ait işçilerin özgürlük hakkına kavuşacak ve bütün mallarına el konulacaktı. Bir müslüman en fazla bir yıllığa yurtdışına gidebilirdi. Eğer yurtdışında bir yıldan fazla kalmak isterse bunun için ciddi bir nedenin olduğunu kanıtlayan belgelerin verilmesi gerekiyordu. Örneğin, hastalık belgesi uygun bir neden olabilirdi. Yurtdışında mazereti olmadan bir yıldan fazla geçiren, “Türkiye’ye kendi isteği ile taşınmış” sayılırdı. Dağlıların, yurtdışına giderken evlerini sattıkları zaman satış nedenini öğrenmek amacıyla soruların sorulmaması ve de bu konuda üçüncü şahıslardan bilginin alınmaması ile ilgili gizli talimatlar vardı.
İzin belgeleri en fazla 10 aileden oluşan bir gruba verilirdi. Bir sonraki 10 ailelik grup (daha sonra 40 aileye kadar izin verildi), ilk gruptan en erken bir hafta sonra izin alabilirdi. Göçmenlere en yakın Rus limanına kadar özel bilet verilirdi. Limanlar, Kerç, Anapa ve Sohum’da vardı. Daha sonra özel izni olan gemilerle Konstantinopolis ya da Trabzon’a kadar gidince İmparatorluk Misyonu ya da Konsolosluğunu ziyaret ederek bundan sonra kullanacakları pasaportları alırlardı. “Hacca gidenler” özel gemilerle değil de kaçak Türk tekneleri ile yolculuk yaparken yakalandığında “vatan haini olarak yasal sorumluluğa tabi” tutulurdu.
1861 yılının Temmuz ayında Bakanlar Komitesi, Savaş Bakanlığı, Mal Bakanlığı ve Kafkasya Komitesinden gelen müslüman göçmenlerle ilgili evrakları inceledi. Raporlara göre son beş yıl içinde Hac mazereti ile 100 binden fazla kişi Türkiye’ye göç etti. Aileleri ile beraber göç edenler, tüm mallarını ya yanına alırdı ya da gitmeden önce satarlardı. Yıllık izni olanlar devlete 3 yıllık vergiyi peşin ödemek zorundaydı.
Üç yıl içinde Kuban ile Laba arasında yaşayan neredeyse tüm nüfus (Çerkesler, Abazalar, Nogaylar) ve Laba ile Belaya nehirlerinin arasında yaşayan küçük ailelerin çoğu Türkiye’ye göç etti. Kalan topraklar devlete tarafından değerlendirildi. Kafkasya’ya Ruslar (hem sivil göçmenler hem de Kazak askerleri) göç ettiler. Ayrıca dağlarda oturan ailelerin ovalara yerleştirilmesi için boş arazilere ihtiyaç vardı.
1861 yılının kış başında dağlarda yaşayan Abazaların kabilelerine (Tam, Başılbay, Bağ, Kazılbek) ilkbahar döneminde ovaya taşınmaları ile ilgili emir geldi. Eğer Rus gözetiminde yaşamak istemediklerinde ısrar ederlerse daha önce istedikleri gibi Türkiye’ye gidebilecekti. Bu emir bir kez daha verildiğinde dağ topluluklarının bir kısmı ovaya taşınmayı kabul etti. Kalan kısım ise bir sonraki yolculuğa çıkmak üzere Sohum’a gitti, oradan ise Türkiye’ye göç etti.

Devam edecek

Nadejda Yemelyanova,
“Abazaların Ülkesi” için özel

Поделиться в соц. сетях

Share to Google Buzz
Share to Google Plus
Share to LiveJournal
Share to MyWorld
Share to Odnoklassniki